Küçük Kaplumbağa ve Gizli Kod
Büyük bir ormanın kenarındaki küçük bir köyde Mia adında bir kız yaşarmış. Mia meraklıymış. Hatta çok meraklıymış. Bir çekmece sıkıştığında, bir ışık titrediğinde veya bir oyuncak araba çalışmadığında Mia hemen oradaymış.
Bir gün dedesinin tavan arasında küçük, yeşil, metal bir kaplumbağa bulmuş. Bacakları yerine tekerlekleri, iki büyük düğme gözü varmış ve kabuğunun üzerinde şunlar yazıyormuş:
TURBO
„Sen de kimsin?“, diye sormuş Mia.
Kaplumbağa hafifçe cıvıldamış.
„Ben Turbo. Yürüyebilirim, çizebilirim ve eşyaları arayabilirim. Ama komutlara ihtiyacım var.“
„Komutlar mı?“, diye sormuş Mia.
„Evet“, demiş Turbo. „Sadece çok net talimatları anlarım. Örneğin: Üç adım ileri git. Sağa dön. Bir çizgi çiz.“
Mia sırıtmış. „Bu bir oyun gibi geliyor!“
Turbo'yu yere koymuş ve demiş ki: „Pencereye git!“
Turbo durmuş.
„Neden gitmiyorsun?“
„Çok belirsiz“, diye cıvıldamış Turbo. „Kaç adım? Hangi yöne? Engellerden kaçınmalı mıyım?“
Mia düşünmüş. Sonra demiş ki:
„Beş adım ileri git.“
Turbo yuvarlanmaya başlamış.
Bir. İki. Üç. Dört. Beş.
Sonra durmuş.
„Sola dön“, demiş Mia.
Turbo dönmüş.
„Üç adım ileri git.“
Turbo yuvarlanmaya devam etmiş ve aniden eski bir tahta kutunun önünde durmuş.
„Bu ne kadar heyecan verici“, diye fısıldamış Mia.
Kutunun üzerinde bir not varmış. Üzerinde şunlar yazıyormuş:
Hazineyi bulmak isteyen, doğru kodu yazmalı.
Mia'nın gözleri büyümüş. Bir hazine!
Notun üzerinde tavan arasının bir planı varmış. Üzerinde kutular, sandalyeler, eski bir halı ve büyük kırmızı bir X işaretlenmişmiş.
„Turbo“, demiş Mia, „hazineyi bulacağız!“
İlk başta Mia işi kolaylaştırmış. Turbo'ya birbiri ardına komutlar vermiş:
„İki adım ileri git.“
„Sağa dön.“
„Dört adım ileri git.“
„Sola dön.“
Bazen işe yaramış. Bazen Turbo bir kutuya çarpmış.
„Ay“, diye cıvıldamış Turbo. „Bu bir hataydı.“
Mia irkilmiş. „Eyvah!“
Turbo dostça yanıp sönmüş. „Hatalar kötü değildir. Programlamada buna 'bug' denir.“
„Bir böcek mi?“, diye gülmüş Mia.
„Evet“, demiş Turbo. „Ve hatayı bulup düzelttiğinde buna 'debug' denir.“
Mia ciddi bir şekilde başını sallamış. „O zaman şimdi 'debug' yapalım.“
Plana daha dikkatli bakmış. Turbo dümdüz gidemezmiş. Eski sandalyenin etrafından dolaşması gerekiyormuş.
Mia'nın aklına bir fikir gelmiş.
„Turbo, önünde bir engel varsa, sağa dön.“
Turbo heyecanla cıvıldamış. „Bu bir 'eğer-o zaman' kuralı.“
Mia denemiş.
Turbo yola çıkmış. Önünde bir kutu varmış. Durmuş, sağa dönmüş ve yanından geçmiş.
„Çalışıyor!“, diye bağırmış Mia.
Ancak kırmızı X'e giden yol uzunmuş. Mia sürekli aynı komutları tekrarlamak zorunda kalmış.
„Bir adım git. Bir adım git. Bir adım git.“
„Bu sıkıcı“, demiş Mia.
Turbo başını sallamış. „O zaman bir döngü kullan.“
„Bir döngü mü? Ayakkabı bağcıklarım gibi mi?“
„Neredeyse“, demiş Turbo. „Bir döngü, bir şeyi birkaç kez tekrarla demektir.“
Mia demiş ki: „Beş kez tekrarla: Bir adım git.“
Turbo beş adım ileri yuvarlanmış.
„Bu çok daha kolay!“
Böylece Mia, programlamanın sihir yapmak anlamına gelmediğini öğrenmiş. Bir fikri net, küçük adımlara ayırmak anlamına geliyormuş.
Her komutla Turbo, kırmızı X'e daha da yaklaşmış.
Sonra kilitli bir kutunun önünde durmuşlar.
Kilidin üzerinde üç kelime yazıyormuş:
Fikir. Sıra. Sabır.
Mia kelimeleri yüksek sesle okumuş.
Aniden kilit tıklamış.
Kutu açılmış.
İçinde altın yokmuş. Taç yokmuş. Değerli taşlar yokmuş.
İçinde boş sayfaları olan küçük bir defter varmış. İlk sayfasında şunlar yazıyormuş:
En büyük hazine bulduğun şey değildir.
En büyük hazine kendi yaratabildiğin şeydir.
Mia sayfaları çevirmiş. Her sayfada yeni fikirler için yer varmış: Oyunlar, hikayeler, robotlar, müzik, resimler ve icatlar.
Turbo hafifçe cıvıldamış. „Şimdi kendi programlarını yazabilirsin.“
Mia gülümsemiş.
Ertesi gün arkadaşlarına Turbo'yu göstermiş. Birlikte onu kağıda yıldızlar çizecek, labirentleri çözecek ve hatta küçük bir yarış yapacak şekilde programlamışlar.
Bazen bir şeyler çalışmamış. O zaman gülmüşler, 'bug'ı aramışlar ve devam etmişler.
Ve Turbo her yeni görevi başardığında Mia demiş ki:
„Programlama bir hikaye gibidir. Bir fikre, bir plana ve sürekli bir şeyler deneme cesaretine ihtiyacın var.“
O günden sonra tavan arası artık tozlu eski bir oda değilmiş.
Mucitler için bir atölyeymiş.
Ve Mia biliyormuş ki:
Programlamayı öğrenen, düşüncelerden küçük harikalar yaratabilir.
